Faturanın Delil Olarak İşlevi

T.C.
YARGITAY
11. Hukuk Dairesi

E:2006/7047
K:2007/9925
T:28.06.2007

FATURANIN DELİL OLARAK İŞLEVİ
SÜRESİ İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEYEN FATURANIN BAĞLAYICI YÖNÜ
TEMEL İLİŞKİYİ KANITLAMA ZORUNLULUĞU

Özet
Faturaya TTK’nın öngördüğü süre içerisinde itiraz edilmemiş olması, sadece harcama bedel veya birim fiyatının faturada belirtilen miktarda olduğunun kabulüne gelip, faturada yazılı mal veya hizmetin verildiği anlamına gelmez. Bu nedenle faturayı düzenleyen, faturada yazılı malı teslim ettiğini veya hizmet yaptığını ayrıca ispatlamak zorundadır.

Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 4. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.12.2005 tarih ve 2004/214-2005/868 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesine taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için, Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine aynı dosya içerisindeki layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı vekili, asıl ve Birleşen davada, müvekkili şirket ile davalı şirketin müvekkiline ait iki geminin işletmeciliği/acenteciliğinin yapılmasına hususunda anlaştıkları, sözleşmeye göre tüm giderlerin müvekkilince karşılanacağı, buna karşılık müvekkilince işletme bedeli/acente ücretinin ödeneceğinin kararlaştırıldığı, ancak davalının 8.000. USD bedelli işletme ücretini mükerrer olarak bildirdiği, ayrıca 05.11.1999 ile Kasım 2001 tarihleri arasında şirket Yönetim Kurulu kararı aksine işletme ücreti olarak fazladan 23.830 USD ödeme yapıldığı, bunun yanında davalı tarafça düzenlenen 68 adet faturaya karşılık yapılan 46.000 USD ödemenin dayanağı olan faturaların gerçek olmadığı ve yine 73.153.USD ödemenin de ilgili geminin satılmasından sonra düzenlenen faturalara dayalı olduğu için toplam 146.983. USD ödemenin haksız olarak tahsil edildiğinin ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında iddia edildiği gibi bir anlaşma bulunmadığını ve geminin satılmasından sonra düzenlenmiş bir fatura söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir
Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, tarafların ticari defterlerinde bir alacak ya da borç bulunmadığı, davalının sadakat borcuna aykırı davrandığı hususunda bulguya rastlanmadığı, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ise yalnızca 8.000. USD’nin hataen ödendiği için istenebileceği gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline, Birleşen davanın ise ispatlanmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; davacı vekilinin aşağıdaki 2 ve 3. bentleri kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir
2- Dava, taraflara arasında kurulu bulunan gemi işletmeciliği sözleşmesine dayalı olarak, fazla ödenen paranın istirdadı istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalı şirketin yaptığı harcamalara ilişkin faturalar bakımından, bu faturaların davacı şirkete tebliğ edildiği ve faturalara karşı bir itirazda bulunulmadığına dayalı olarak, yapılan ödemelerin fazla olduğu hususunda artık itiraz edilemeyeceğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, taraflar arasında akdi ilişkinin varlığı konusunda bir çekişme bulunmadığına göre, TTK’nın 23. maddesi uyarınca faturalara itiraz edilmemiş olması hali, sadece harcama bedel veya birim fiyatının faturada belirtilen miktardan ibaret olduğunun kabulü anlamına gelip, faturada yazılı malı teslim ettiğini veya hizmeti yaptığını ayrıca ispatlamak zorundadır.
Bu durumda, mahkemece, içlerinde gemi işletme uzmanının da bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, önceki bilirkişi raporuna yapılan itirazları irdeleyen, faturalarda yazılı harcamaların dayanaklarını araştıran, bu bağlamda dosyaya sunulu Teftiş Kurulu raporundaki açıklamaları tartışıp değerlendirilen yeni bilirkişi raporu alınmak suretiyle, davalı tarafça sunulan harcamalara ilişkin faturaların doğruluğunun denetlenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararı bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir
3- Öte yandan, kabul edilen kısım bakımından bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, daha sonra dosyaya sunulan örneğine göre, davacı tarafça gönderilen ihtarnamenin 18.12.2003 tarihinde davalıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda temerrüt faizinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, dava tarihinden faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
4- Davalı vekilini temyizine gelince, davalı vekiline karar 08.03.2006 tarihinde ve davalı vekilin temyiz dilekçesi 23.03.2006 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekili tarafından karar 23.04.2006 tarihli harç makbuzundan anlaşıldığı üzere anılan tarihte temyiz edilmiştir Bu durumda, HUMK’un 433. maddesinde öngörülen 10 günlük yasal temyiz süresi geçirildikten sonra, katılma yolu ile karar temyiz edilmiştir
Bu itibarla, 01.03.1990 gün ve 1989/3 esas, 1990/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı’nda, bu gibi hallerde Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceği ön görüldüğünden, davalı vekilin temyiz isteminin HUMK’un 432/4. maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir
SONUÇ: Yukarıda, (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilini diğer temyiz itirazının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL. temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 28.06.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın